Eylül 24, 2010

çorba.

salyalar sümükler sardı 4bir yanımı.
hiç bilmyorum ne zaman iyileşip beynimi jöle kıvamından kurtarabilicem.
öksürüğüm öyle dramatik ki hakkında şiirler yazılabilir.annem görse şu halimi üzüntüden kahkalara boğulur.

seni seviyorum çorba.

Eylül 22, 2010

kedi.

şefin salatası.

i hate english.

ingilizce konuşmaya çalışmak beni mahvediyor.
düşünmeden konuşmak ne güzel şey.
onca kelime dağarcığı,onca onca edebiyat dilbilgisi dersi boşa gitti.şimdi hiçbir işime yaramıyor.
kendiliğinden oluşan tepkisel sözcüklerimi bile kaybettim.
ne diyim yani "what the fuck"mı?
tepki vermemeye başladım.
o zaman da asosyal yada öküz gibi hissettim.
tıpkı sinsi bir yılan gibi iletişim yeteneğim benden ayrılmaktaydı.
ne yapacağım bilmiyordum.hepsi ingilizcenin suçuydu.
sonunda karar verdim.
feysbukta dünya dili türkçe olsun diye grup açıp bu sorunu çözücem.
düşünsene böyle bir şey yaptığımı.

birgurbetçinin gizlidefteri vol.1.

çakma Paris.

ve tanrı monreal'i yarattı.
oakville'den sonra cennete düştüğümü zannettim.etrafta fransızca konuşan binlerce insan,tarihtarih kokan binalar,içki satan süpermarketler,araç girmeyen sokaklar..


öyle özlemişim ki disiplinsiz yaşamayı.
her ne kadar 2.bir notredame görmeyi sevmesem de kuzey amerikanın paris'i demek yeridir.


2gün çabuk geçti.eve döndüğümüzde okula gitmeye hiç de hazır değildim.
heryere yürüyerek gidebilmek ne güzel birşeydi.
kendime aptal diyorum.
ama kanadayı sevme fikrini seviyorum.