Aralık 27, 2010

jack conte-bloody nose.

bayılıyorum bu adama.
şefin salatası.

dora must be murdered.

hatırlıyorum da eskiden Rocko's Modern Life olsun Real Monsters olsun deliler gibi güzel çizgifilmler vardı.işte onlar çizgifilmdi aslında.
Dora çıktı mertlik bozuldu.
çocukları eğitmeye ve geliştirmeye yönelik olduğu iddia edilen bu kaliteden yoksun -çizgifilm demeye dilim varmıyor- TV programı,aksine çocukları embesil yerine koyup ne kadar geniş bir hayal dünyaları ve kapasiteleri olabileceklerini keşfetmelerine engel oluyor.
televizyona cevap veren bir tomar minik insan düşünsene.
bu 'bigbrother'ın bir habercisi adlı komplo teorileri üretsem bile azdır.
robot gibi.
üstelik çok sinir bozucu.saatlerce duran çirkinlikten teni kavrulmuş embesil bir kız.
kamoooon.


bu kez de çok çılgın engin görüşlerimi paylaştım.

rumuz: f_u_c_k_u_d_o_r_a__90

Aralık 25, 2010

bir Québec böyledir işte.

bir margaritayı bu denli sevebileceğimi asla düşümezdim.
Linox, Grande Allée.

barın bodumunda kendi yaptıkları birayı denemek harikulade bir karardı.
fransız aksanlı garsonlar ise sevdiceğe kız olsam verirdim dedirten cinsten.
Linox, Grande Allée.

günün sonunda bir kahve hayat kurtarır.
nihayetinde binlerce fotoğraf çekmek üzere yollara dökülünür.
fakat tripod olmadığından çılgına dönülüp vazgeçilir.
Starbucks, Rue Saint Louis.

minik bir seyahat mutlu eder insanı.

chaos de toilette.

soğuktan çişin gelir ya.işte öyle bir şey kış.
tutamazsın.
gözlerin telaş içerisinde tuvalet arar.bulamazsın.
sonra bir anda gözüne ilişir o az sonra sana gözlerin yarı açık yukarıya baktırarak
'ohh.dünya varmış.'
dedirticek yazı.
TOILETTES.
kapıya doğrı hızla koşarsın.
son saniyelerindir artık.
tam bir adım kalmışken..
o hayatını ruhunu yüreğini
ciğerini dağlayan yazıyı
görür mahvolursun.
CLOSED.
artık hiçbirşey sana o eski
sevincini getiremez diye düşünürsün.
kasıkların patlarcasına kıvrana kıvrana oteline doğru yol alırsın.

dersin ki
'keşke türkiyede olsam.kesin 24saat açık bir çorbacı olurdu etrafta.'
yapamazsın artık bir daha o çişi.
içinde bir ukte olarak kalır.

ama herşeye rağmen quebec hala güzeldir o karlı yokuşlarıyla hacı.

Aralık 13, 2010

kıreyzi nöel.

yeni yıl hazırlıkları son sürat ilerliyor.insanlar evlerini ışıklarla süslemiş bahçelerine çeşitli şişme noel karakterleri koymuşlar.adeta sapıkça ve üşenmeden bu işe ölüm kalım meselesi gibi 1aydan fazla bir süre önceden tüm enerji ve beyinlerini veriyorlar.
ben ise anlamıyorum.
eskiden yeniyıl krismıs noel ve türevleri fantastik gelirdi.özellikle de evde tek başına tadındaki filmler sağolsun kanıma öyle bir enjekte etmiş ki beynim -ki kendisi en iyi arkadaşım olur buraya geldimgeleli- bu ne denli bir manyaklık derken içimde bir yerlerde bir mutluluk bir sevinç.
nasıl saçma nasıl saçma.
halbuki ben yılbaşına 31aralıkta hazırlanıp 31aralıkta kutlayıp 31aralıkta bitirenlerdenimdir
genele yaydığımızda.ve koc
a koca adamlar kadınlar hala o şişman kırmızı beyaz adamcağızın varlığına inanıyor.alışveriş merkezlerinde noelbabanın kucağında fotoğraf çektirenlerin 30%u
ergenliği bile aşmış insanlar.
öyle insanı içine çeken bir melet ki insan dahil olmamak için eve kapanmalı.ben bile neredeyse noelbabanın sakalına atlayıp kucağında uyumak isteyecektim.neyseki istemedim.
tüm bunlara ek olarak o alışveriş çılgınlığı!
aman allahım.inanılmazlar.herşey indirimde.heryer tıklımtıkış.herkes elinde kredi kartı deliler gibi koşuşturuyor.hediye aldıkları da yok ha.saçma sapan alışveriş işte.sanki binlerce bunalıma girmiş kadın sözleşip kendini alışverişe vurmuş gibi.ama seviyor işte insanlar.naparsın.üstelik çok da keyifli görünüyorlar.mutlu mutlu orayı burayı süsleyip birşeyler alıyorlar.ben de emekli bir dede edasıyla yakıngözlüğümün üzerinden bakıp kafamı hafif hafif sallayarak gülümsüyorum çok babacan bir tavırla.
niyeyse şefkat gösteren biri düşününce aklıma böyle bir tasvir geliyor.hiç genç veya kadın kişi gelmiyor.dede.düz.
noel uzaktan güzel.
ama herşeye rağmen vil viş yu e meri krismıs.

justice-d.a.n.c.e

şefin salatası.

Aralık 10, 2010

soguk kahve.

binlerce yildir okula gitmeyislerimin ardindan, turkce karakter yoksunlugundan da anlayacaginiz gibi okuldayim.hellyeah.bugun hayatimda yapmis oldugum en korkunc ve en sikici(ecnebi klavyenin bir oyunu)porfolyoyu teslim edecegim.icinde 3 essay ve zebil gibi paragraf var.hepsi de benim harikulade laubali akademik ingilizcemle yazilmis.neyse efendim sabah ciktilarini alma girisimlerinde bulunurken az kalsin kendimi oldurup ruhumla o printeri lanetleyecektim ilelebet.20 sayfa cikti almak 1 saat surmemeli.ve bu bu vesile ile okula da gec kaldigimi ustelik bir hayli gec kaldigimi belirtmekten onur duyarim.officeworld den de,turevlerinden de tiksin tiksin tiksin.simdi izninizle birkac hintliyi geride birakip yemek yemeye gitmem gerek.
kahvem buz gibi.yine de iciyorum.

Aralık 08, 2010

hotlips-the twelves remiks.

2fake pale men.evet acınası.
bu şarkıyı çok sevgili arkadaşım ılgına armağan ediyorum.

evde 2 başına vol.1

ve ailenin 3 ferdi florida yollarına dökülür.

evde yalnız olmak inanılmaz birşey.özgürlüklerin bir anda ikiye sonra bine sonra milyonlara
katlanıyor.dolaş anasını satayım deliler gibi evde.soru suale maruz kalma.istediğin yemeği yap ye.istemezsen de yeme.zıpla hopla.saat 1olsun odana gitme.sanki saat hep 11miş gibi.
dünya böyle güzel be hacı.

işte önümüzdeki bir deste mutlu günün ışıksal ortama yansıması.
o değil de biraz işim var şuan.çok gizli işler.

patik x 2 = ayaklarım buz gibi.

Aralık 07, 2010

american dream.

bir vize görüşmesi nasıl kaçırılır.
basit.
mail bozması çıktılardaki milyarlarca adresten en saçmasına gidip kargo elemanına "ben amerikaya gideceğdim.taşıtoprağı altınmış diyörlar." diyerek bu işlemi temiz pak mahvedebilirsiniz.
tıpkı benim de yaptığım gibi.
neler saçmalıyorum.
başka ne yapabilirdim ki.ne yani?kargo şirketinin adresi yerne konsolosluğa mı gitseydim.
sana hiç mantıklı geliyor mu bu kuzum?
tabiki vize görüşmesini kargo şirketinde yaparlar.
konsolosluk da neymiş.
izninizle aptallığımdan ötürü kendimi yaşamdan mahrum etme girişimlerinde bulunmak istiyorum.
şimdi ise ayın 20sine Quebec te bir randevu bulduk.
bu kez vizemi alabilmek için starbucks a gideyim diyorum.

sevgilerimle,
aptal.


Aralık 05, 2010

mika-billy brown.

nasıl şirin bir şarkısın sen.
şefin salatası.

Aralık 04, 2010

kar.

ve kar varlığını hatırlatmak istercesine çizgifilm tadında yağdı 1 dakikalığına da olsa.
eskiden o denli fantastik gelen kar bir ay içerisinde nefret edeceğim bir işkenceye dönüşücek ne acı.
halbuki öyle heyecanlıyım ki.
düşünsene normal boyutlardaki bir insanın diz boyu kar olucak.
benim kadar.
geçenlerde sevgili ile trifstor a gittik.kostüm arıyorduk falan filan.bir de ne görlelim.
tamam yalan söylüyorum.doğrusunu şimdi hatırladım.
canadiantire olması lazım.
o gün çok gezmiştik ve ziyadesiyle beyni sular seller götürdü.
neyse öyle süper birşey gördük ki 10dakika kitlenip
"alalımmığğğğ?"
"noğluğrsuğn."
"beni artık hiç sevmiyosoon."
triplerine girdim.
evet.neyazık ki oldu bu.
neticede pes ettim tabi.
kendimi canadiantire'ın ortasında 2 yaşına indirdiğim hareketlerimle sanki hayatım ona bağlıymışçasına almak istediğim o şey 'kartopu yapma makinesi' idi.
çok eğlenceli değil mi.
almadık ama.
işte böyle birşey.
sonra saçmasapan dedi.
en kısa zamanda gidip alıcam.bahçedeki tavşan kakalarını toplayıp suratına atıcam.
bakalım kimmiş saçmasapan.

seni seviyorum kar.

radiohead-karma police.