Haziran 17, 2010

Ruhi.

ilk geldiği günü hatırlıyorum da kafasının ağır gelmesi sebebiyetiyle doğrudüzgün yürüyemiyordu bile.kendimi gülmekten alamıyordum.ılgın getirmişti.avuç kadar bişey.göbeği de parazitten şişmiş.gözü de böyle mavi gibiydi ama sonra yeşile döndü.ona biraz üzülmedim değil çünkü çok salak bakıyordu.en çok o şehla bakışını seviyor idim.lakin pireler geldi sonra.ve bir daha asla gitmediler.belki binlerce kere veterinere götürdük,envai çeşit pire ilaçları,onlar,bunlar derken ruhi gitti pireleri kaldı.çok üzülüyorum.gece oldu mu çılgınlar gibi koşup dolabın üzerindeki herşeyi itinayla yere atışını.kolun kan alınan ve küçükken sahibi tarafından emilip morartılan kısmını geldiğinden beri anne memesi sanması ve emmeden asla uyumaması ne olacak peki?iğne gibi dişleriyle tam bir ölüm makinesi.keratin fazlası ömrümüzü törpüledi.daha çok canını yakabilmek için durduğu yerde ince hesaplar yapıp havada bir matkap misali dönerek ısırması es geçilemez.belki siz onu bu yüzden matkap corç olarak da bilebilirsiniz.yeri geldiğinde de çok hoşsohbet olurdu.ben ona
"ruhi,oğlum naber?"
derdim.o da bana
"miyav."
derdi.bakışır gülüşürdük.


beberuhi.
şimdi o sakarya'da.aşık.bunalımda.saksılara çişini yapıyor.suyun evlatlık kardeşi oldu.çok acı.

bir daha kedi sahibi olmayacağım.zira atlatamıyorum ayrılık travmasını.

Hiç yorum yok: